Jordi Visser, eski bir hedge fon yöneticisi ve 22V Research’te makro yapay zeka başkanı olarak, Ethereum’un yerel parası Ether’i satın aldı. Visser, 2024’te “tokenizasyon gerçekliğinin” yapay zeka destekli dijital ödemelerle büyük bir dönüşüm geçireceğini vurguladı.
Tokenizasyon ve Yapay Zeka İlişkisi
Visser, bir podcast yayınında, tokenizasyonun az konuşulan ancak yapay zeka ile derin bir bağa sahip olduğunu belirtti. Asetlerin blokzincir üzerindeki dijital temsili olan tokenizasyon, yapay zekanın ticarette daha yaygın hale gelmesini sağlayacak. Geleneksel finansal aracıların yerine, Ether ve dijital varlıklar kullanılacak.
“Yapay zeka ajanları artık hayatımızda. Onların ihtiyacı olan şey ise fiziksel gıda değil, token’lar.”
Bu ifadenin ardından, Visser yapay zeka tabanlı ödemelerin yükselişine dikkat çekti. Son bir ayda, Coinbase‘in belirli standartları üzerinden yapılan ödemeler 24 milyon doları aşarak dijital varlıklara olan talebin arttığını gösteriyor.
Özerk Ödeme İmkanları ve Blockchain
Kripto protokolleri, yapay zekanın kendine özgü ödeme sistemlerini blokzincirin içine dahil etme yolunda ilerliyor. Algorand Foundation’ın Google ile iş birliği yapması bunun bir örneği. Tokenleştirme anlamında, Ethereum’un büyük bir pazar payıyla ön planda olduğu gözleniyor.
Ethereum, gerçek dünya varlıklarının tokenizasyonunda yüzde 60’tan fazla bir payla hakimiyetini sürdürmekte. RWA.xyz platformu bu veriyi doğrularken, Ethereum’un bu alandaki baskınlığını açıkça ortaya koyuyor.
Tokenizasyonun Güçlükleri ve Çözümleri
Visser, tokenizasyonun kripto dünyasının ötesine geçtiğini belirterek, özel kredi ve risk sermayesi gibi likiditesi düşük alanlarda da kullanıldığını vurguladı. Bu yaklaşımın, sermayenin ekonomiye daha etkili bir şekilde dönmesini sağlayabileceğini ileri sürdü.
“Piyasalarda artık şeffaflık ve likidite giderek daha kritik unsurlar haline geliyor.”
Visser, hem enflasyona hem de piyasa dalgalanmalarına karşı koruma sağlamak amacıyla altın, gümüş ve Bitcoin gibi varlıklara yatırım yapmanın önemini dile getirdi. Böylece hem çeşitlilik sağlanabilir hem de ekonomik belirsizliklerden korunulabilir.

